“BİZ” OLMAKTAN “BEN” OLMAYA: EVLİLİKTE YAKINLIĞIN DEĞİŞİMİ

“BİZ” OLMAKTAN “BEN” OLMAYA: EVLİLİKTE YAKINLIĞIN DEĞİŞİMİ

Çiftler çoğu zaman evlenirken birbirlerini severek evleniyorlar. Birbirlerini görmek istiyorlar, birlikte zaman geçirmek istiyorlar, birbirlerinin yanında olmak onlara iyi geliyor. Gün içinde yaşadıklarını birbirlerine anlatıyor, gelecek planlarını birlikte yapıyor, birbirlerinin hayatındaki en önemli kişi olmayı istiyorlar.

Başlangıçta güçlü bir “biz” duygusu var.

Peki sonra ne oluyor?

Nasıl oluyor da bir zamanlar birbirinden ayrılmak istemeyen iki insan, yıllar sonra aynı evin içinde birbirinden uzaklaşmaya başlıyor?

Aynı koltukta oturup ayrı ekranlara bakıyorlar.
Aynı sofrada yemek yiyip konuşmuyorlar.
Birbirlerinin gününü merak etmiyorlar.
Ortak zaman giderek azalıyor.
Konuşmalar çocukların, faturaların, işlerin ve yapılacakların listesine dönüşüyor.

Ve bir noktadan sonra çiftler birbirlerine şunu söylemeye başlıyor:

“Biz eskiden böyle değildik.”

Belki de asıl soru tam burada başlıyor:

İnsanlar birbirlerinden ne zaman uzaklaşmaya başlıyor?

Bence uzaklaşma çoğu zaman büyük bir olayla başlamıyor.

Bir anda olmuyor.

Daha çok küçük küçük oluyor.

Önce bir problem konuşulmuyor.

Sonra başka bir problem…

Bir konuda konuşulduğunda anlaşılmadığını hisseden taraf bir süre sonra konuşmaktan vazgeçiyor.

Diğer taraf ise “Ne söylesem kavga çıkıyor” diyerek geri çekiliyor.

Biri daha fazla konuşmaya, anlatmaya, hesap sormaya, değiştirmeye çalışıyor.

Diğeri daha fazla susuyor, kaçıyor, erteliyor.

Böylece çiftlerin arasında çok tanıdık bir döngü oluşuyor:

Biri yaklaştıkça diğeri uzaklaşıyor.
Diğeri uzaklaştıkça biri daha fazla yaklaşıyor.

Çiftler zamanla birbirleriyle değil, birbirlerinin davranışlarıyla mücadele etmeye başlıyorlar.

“Sen zaten beni dinlemiyorsun.”

“Sen zaten sürekli eleştiriyorsun.”

“Ne söylesem yanlış anlıyorsun.”

“Sen hiçbir şeyi paylaşmıyorsun.”

“Ben de seninle konuşmak istemiyorum artık.”

Ve ilişkinin asıl meselesi, konuşulan konunun kendisi olmaktan çıkıyor.

İlişkinin kendisi problem haline geliyor.

Yakınlık neden kayboluyor?

Yakınlık yalnızca birlikte olmak değildir.

Aynı evde yaşamak yakınlık değildir.

Aynı yatağı paylaşmak bile tek başına yakınlık değildir.

Yakınlık; kişinin kendisini diğerine açabilmesi, anlaşılacağını, önemsendiğini ve duygusal olarak karşılık bulacağını hissetmesidir.

Erikson’un “yakınlığa karşı yalıtılmışlık” kavramı da aslında bunu çok daha geniş bir çerçevede ele alır. Yakınlık; kişinin kendisini kaybetmeden bir başkasıyla derin bir bağ kurabilmesi, kendisini açabilmesi ve ilişkiye yatırım yapabilmesidir.

Bu nedenle bir çiftin aynı evde yaşarken duygusal olarak yalnızlaşması mümkündür.

Hatta bazen fiziksel olarak birbirine çok yakın olan iki insan, psikolojik olarak birbirlerinden çok uzakta olabilir.

Peki “biz” nasıl “ben”e dönüşüyor?

Mehmet Sungur’un evlilik üzerine yaklaşımında çok önemli bir ayrım vardır: Sağlıklı evlilik, “ben”lerin yok olması değil; ben’i koruyarak biz olabilmektir.

Çünkü sağlıklı bir ilişkide amaç iki kişinin birbirinin içinde erimesi değildir.

Ama bunun tersi de değildir:

“Benim hayatım, benim param, benim arkadaşlarım, benim işim, benim çocuğum, benim kararlarım…”

Bir noktadan sonra “biz”in alanı daraldığında ilişki yalnızca iki bağımsız bireyin aynı evi paylaşmasına dönüşebilir.

Mehmet Sungur, evlilik yorgunluğunu anlatırken de çiftlerin kendi “ben”lerini korurken “biz”i ihmal etmelerinin zamanla farklı yaşam biçimlerine, farklı ilgi alanlarına ve giderek yabancılaşmaya yol açabileceğini vurgular. Buradaki temel meselelerden birini de duygusal yatırımın azalması olarak tanımlar.

Bence burada çok önemli bir ayrım var:

Bireyselleşmek başka, ilişkiden uzaklaşmak başka.

Sağlıklı bir evlilikte “ben” vardır.

Ama sağlıklı bir evlilikte “biz” de vardır.

Benim alanım vardır.
Senin alanın vardır.
Bir de ikimizin alanı vardır.

Sorun “ben”in ortaya çıkması değildir.

Sorun, “biz” için artık yatırım yapılmamasıdır.

Add Your Comment

BİLGİ İÇİN ARAYIN